Yeni Nesil Panayır Yeri: Parklar

Güneşli ama biraz esintili 2019 yılının 23 Nisan günü. Çocuklar sabahtan törenlerini yapmışlar, anne ve babalarıyla e parktalar. Kimi hemen törenden sonra gelmiş belli. Kostümleri üzerlerinde, yüzlerinde palyaço veya kedi makyajları hala duruyor.  Parkta bir bankta oturuyorum. Önümde tablet bu satırları yazarken kollarında çocuklarının montları ile anneler yanlarındaki diğer annenlerle konuşarak önümden geçiyorlar.  Oturduğum bankın hemen arkasında kalan çimenlik alanda, yerlere serdikleri örtülerin üzerinde getirdikleri yiyecekleri çocuklarına yedirmeye çalışan anneler var.   Tatil günü olduğu için babaların sayısı diğer günlere göre daha fazla. Park sakinlerini gözlemlemek için harika bir ortam. Bana buraya gözlem yapmamayı geldim diye soracaksanız cevabım hayır olur. Ben de bu yıl bir türlü gelmeyen bahar azıcık yüzünü gösterdiği için hava almaya evdeki havamı değiştirmeye geldim.

Böyle tatil günlerinde parklar tam bir panayır alanı gibi. Basketbol oynayan ergenler, bisiklete binen çocuklar ve delikanlılar, oyun alanlarında salıncaklara, kaydıraklara binen yeni yürümeye başlayanından, kaydırakların tepesinde akrobatik hareketler yapan çocuklar,  patenleri veya kaykayları ile akrobatik numaralar yapan ergenler. Büyükleri unutmuyorum. Çocuksuz gelenler -benim gibi- ya ellerinde cep telefonlarından sosyal medyaya giriyorlar veya mesajlaşıyorlar, ya da banklarda oturmuş yanındakilerle sohbet ediyorlar. Bu sohbetler gruplarında favorilerim emekliler. Geçim sıkıntısı, emekli maaşının yetmediğinden şikâyet edenler kadar bu maaşa şükredenler de var. Bu grubun asıl konusu patates- soğandan hemen sonra çocuklara ve torunlara geliyor. Yeri geliyor gelinler ve damatlar çekiştiriliyor yeri geliyor takdir ediliyor. Torunlar hep takdir edilenlerden. En yaramaz halleri bile “ahh hayırsız derslerine biraz daha çalışsa iyi bir yer kazanırdı” veya “ aah bir işte sebat etmiyor ki hemen bir bahane bulup işten ayrılıyor aslında çok zeki ama babası yaptı onu böyle her istediğini aldı, her istediğini yaptı çocukta zora gelemiyor tabii.”  Buradaki babanın damat olduğun söylememe gerek var mı?

Panayır alanımızın baş aktörlerinden biri anneler. Parkın anneleri çoğunluğu otuzlu yaşların ortalarında olan hanımlar. Çoğu zaman çocukların neşeli ve heyecanlı seslerini annelerin sesi bastırıyor. 

– Oğlum tırmanma oraya.

– Koşma düşeceksin.

– Kızım gel buraya biraz bir şeyler ye.

– Çocuğum gel buraya çok terlisin, gel tişörtünü değiştirelim.

Anneler tarafından çocuklara hep bir müdahale etme hali var.

Annelerden sonra size parkın yürüyüş yolunda devr-i daim yapan orta yaşlılarından bahsedecektim ki karşımdaki banka biri kız diğeri erkek iki lise öğrencisi oturdu. Arkadaşlarının dedikodusunu yapmaya başladılar. Konu arkadaşlarının flörtü elbette.  O kız arkadaşlarına uygun değilmiş. O iş olmazmış.  Söylemişler ama çocuk anlamak istememiş. Nedir bu gençlerin flört merakları.  Daha 15-16 yaşlarında olan gençleri görmeyip dinleseniz görmüş geçirmiş iki insan konuşuyor zannedersiniz.

Ben bu yazıyı planladığım şekilde, istediğim konulardan bahsederek tamamlayamayacağım galiba. Gençlerle ilgili yazarken bir tatil babası karşımdaki diğer banka oturdu.  Ben onlara tatil babası diyorum. Bu günkü gibi bir günlük resmi  tatillerde anneler genelde çocukları babalara bırakıp kendilerine vakit ayırırlar. Kendilerine vakit ayırma diyorsam öyle ayakları uzatıp oturma beklemeyin.  Çalışana kadın ise temizlik yapacaktır veya evi ile, çocuklarıyla ilgili başka bir şey için koşuşturacaktır.  Gene bir telaşın ortasında olacaktır kadın. 

Karşımdaki tatil babası oturur oturmaz da karısını aradı.

“Yaa neredesiniz, bitmedi mi alışverişiniz, Allah Allah ne alışverişiymiş bu, dünyayı mı alacaksınız? Sabah 10’dan beri neyin alışverişi bu.  Saat 5 oldu”.  Saatin 5 olmasın daha 45 dakika var ama böyle durumlarda zamanı yuvarlayarak söylemek iyi bir şey demek ki. Adam devam ediyor “durmuyor çocuk. Uyumuyor da, sabah beri yoruldum, iflahım kesildi.” Karşı taraf biraz daha işlerini olduğunu söyleyince adamın sesi daha çok yükseldi.  Kadın gün boyu almış olduğu desteği yeterli görmüş olmalı ki adam konuşmayı “tamam sizi oradan alıyorum. Geliyoruz şimdi, orada bekleyin bizi” diye bitirdi.

Babalardan bahsediyorken benim parklarda en favori baba tipim kız çocuklarına bisiklet sürmesini öğreten babalardır. Oturduğum bankın önünden 7-8 yaşlarında kız çocuklarının kullandığı bisikletlerine selesinden tutmak için iki büklüm olmuş babalar kızlarıyla geçiyor. Biri taraftan kızlarına komut veriyorlar:

– Yavaş, şimdi direksiyonu sağa kır.

– Önüne bak.

– Dikkat et.

Hafızamda kırmızı bir bisiklet, üzerinde 7 yaşlarında bir kız çocuğu, evlerinin sokağında bisikletin selesinden tutan otuzlu yaşlarında siyah saçlı, o dönemin beğenisine göre yakışıklı sayılan bir baba. Mevsim yaz başı gibi. Bisiklet karne hediyesi olabilir.  

-Yavaş, önüne bak aferin kızım.

Bu cümle birkaç defa söylendikten sonra ve birden sele bırakılır. Bisikleti kendisinin sürdüğünü fark eden çocuk bağırmaya başlar:

– Baba baba, ayy ..”

– Tamam kızım aferin, bak sürdün işte. 

O kız çocuğu bisikleti sürdüğüne ikna olunca hemen babasına dönüp ;

– Baba hadi bisikletle dedemlere gidelim.  Babaannemle dedem de görsün sürdüğümü. Ben onlarda yatarım yarın da parkta onlarla da sürerim.”  Hemen plan yapmış ve babasına söylemişti.

Biz yine 2019 Nisanına yirmi birinci yüzyıl panayır yeri semt parklarına, oyun bahçelerine dönelim. Binalar arasında bazen büyük, bazen küçük yeşillendirilmiş, oyun alanları yapılmış semt parklarında ihtiyarıyla, genciyle, çocuğuyla bütün bir semti görebilirsiniz. Müdavimleri vardır, arada gelenleri vardır, oraya gelmişken dinlenmek için uğrayanları vardır.  Zayıflamak için yürüyenler, çimlerde oturup konuşan gençler, tırmanan, sallanan, kayan çocuklar, sohbet eden yaşlılar, paten kayan, basket oynayan çocuklar. Yalnızca mahallenizi değil şehrinizi bulursunuz oralarda.

Ayrılmadan önce parkın kalabalıkları arasında acaba kitap okuyan birileri var mı diye bakmak aklıma geldi birden.  Etrafa yeniden baktım. Her yer rengârenk, oturanı, koşanı, çimlere uzanmışı herkes orada ama kitap okuyan kimse göremedim.  Yaşlısından gencine değil kitap,  gazete veya dergi okuyan bir kişi bile yok. Doğru ya bu zamanda gazeteler internetten okunuyordu değil mi, belki cep telefonlarına gömülenler gazete okuyorlardır, şimdi durdur yere günahlarını almayayım değil mi?

Sen niye okumuyorsun diyebilirsiniz. Başta söylediğim gibi ben tabletimi açmış, ona sonradan ilave ettiğim klavye kucağımda hem onu düşürmemeye çalışıyor hem de güneşi ayarlayarak bir sağa olmadı sola dönerek şu an okumakta olduğunuz park izlenimleri yazıyorum.  Hepimiz internetten okumayı seviyoruz ya, internetten okunsun diye bu yazıyı hazırlıyorum.

Dünya panayırında kitap okuyan yok ise parklarda neden olsun değil mi?  Nihayetinde parkları da bizler dolduruyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir