Plaza Ramazanları

Miladi 2019, hicri yıla göre 1440 yılının Ramazan-ı Şerif ayını yaşıyoruz. Sonundaki mağfirete kavuşmak biz Müslümanların ümidi, ümit ettiğimize kavuşmak duamızdır.

Ramazan ayındayız, Ramazanla yazıya giriş yapınca blogda yayınlanacak bu yazının konusu anlaşılmıştır sanırım. İlk cümleleri okuyanlarda “ aman bu kıyıda köşede kalmış blogda da mı eski Ramazanlar güzellemesi mi okuyacağız” endişesi oluşabilir. Korkmayın! O kadar eski Ramazanlardan, mütevazi Ramazan sofralarından, davulculardan bahsetmeyeceğim. En azından bu yazıda. Ömrüm olur, bu ay içinde ikinci bir yazı hazırlarsam orada bunlardan bahsedebilirim.

Bu yazıda benim için artık eski sayılabilecek Ramazanlardan bahsedeceğim. İş yerlerindeki Ramazanları şöyle bir hatırlayıp, hatırlatıp çıkacağım bu yazıdan.

Bildiğiniz üzere ya da benim gözlemlediğim üzere ülkemizde iş yerleri plazalar, plazamsı iş yerleri- ki bunlar bahçe içinde küçük villalar olabilir ama iş yeri kuraları, çalışan profili plaza insanları ile uyumludur-  kalanlar ise, fabrikalar, mağazalar, otel, hastahane gibi hizmet alanları, eğitim kurumları, mağazalar, lokantalar ve bakkalından terzisine esnaflar gibi ana dallara ve bunların alt dallarına ayrılır. Bunlar içinde Ramazan ayının uğramadığı, çalışanlarının Ramazan, oruç gibi bir mevhum yokmuş gibi davrandıkları yerler plazalar veya plazamsı işyerleridir.

Hemen ötekileştirdin, berikileştirdin burası laik bir ülke mevzularına girmeyelim. Plaza insanları da bu ülkenin insanları, yüzde 80 bir kuşak öncesine kadar orucu, namazı bilen ailelerde yetişmiş Anadolu kökenli, muhafazakar insanlar.  Bunlar üniversite okumak için İstanbul’a gelmiş ve mezuniyetlerinden sonra iş bulup bu şehirde kalmış kişiler. %20’nin yüzde 15’i İstanbul’da doğup büyümüşler. Kalan %5 ise dedeleri İttihak ve Terakkiyi desteleyen o günden bugüne dini hayatlarından çıkarmaya başlayan bugünde torunları Müslümanlığın karşısında ne duruyorsa onları destekleyen torunlar.  Bu verilerin kaynağı soruyorsanız kendi gözlemlerim derim.

Şimdi bu plazalara ve plazamsı hayatı benimseyen iş yerlerine Ramazan ayı pek hissedilmez. Ya da görmemezlikten gelinir. Bayram mı? Bakın o iyi bilinir, görmemezlik ne demek gözler fal taşı beklenir. Güzel ülkemde 90’lı yıllarda başlayan bir uygulama ile allem edilir kallem edilir iki dini bayramın tatil süresi 9 gün yapılır. Bu da plaza insanları için yıllık izinleri kullanmadan fazladan  9+9 gün  tatil demektir. Artık gelsin yurtdışı seyahatleri, gidilsin kıyı şeridi tatil köyleri. Bu insanların sık sık ülke ekonomisinden yakınmaları vardır o da ayrı bir yazı konusu, sosyolojik ve psikolojik vakadır.

İşte bu çok suratlı plazalarda çalışıyorsanız veya plazamsı olan iş yerlerin birindeyseniz ve Ramazan ayında oruç tutuyorsanız takdir Allah-u Teala’nın ama ben faniye göre sevabınız katlanıyordur.

Ramazan ayında bu tür iş yerlerinde yeme-içme düzeni kalan 11 aydaki gibi devam eder. Sabah kahvaltıları yapılır, kahveler, çaylar masalarda içilir. Yan masadaki çalışma arkadaşına ikram edilir:

– Canım kahve alacağım sen de ister misin?

-Teşekkür ederim.

Soruyu soran birden bir aydınlanma yaşar

– Ayy oruç musun yoksa?

– Evet

– Böyle karşında da içiriyorum ama. Rahatsız oluyor musun?

– Yok içebilirsin.

Bu konuşma Ramazan ayı boyunca defalarca tekrarlanacaktır. Öğle yemeğinde “ canım haydi yemeğe çıkıyoruz, aay sen oruçtun değil mi”, yemek sonrası kahve içerken, akşamüstü atıştırmalık yerken bu tür konuşmalar hep olur. Haydi Ramazanın ilk günleri anlarım ama ortasına gelinmiş hala aynı soruyu sorarlar, “ ayy oruçluydun değil mi?”.  

Yıllar önce 21.yüzyıl girdiğimiz ilk yıllarda çalıştığım muhafazakâr bir şirket vardı. O yıllarda hâkim olan vesayet yönetime şirin görünüp, ihalelere girebilmek için açılıma girmiş, plaza insanlarını istihdam etmeye başlamıştı. Bu istihdamın görünen sebebi buydu ama derinlerde, paralellerinde nasıl bir sebep vardı bilmiyoruz tabi. Biz başörtülülere, muhafazakâr erkekler bu şirketleri ibadetlerimizi aksatmadan çalışabildiğimiz yerler olduğu için tercih ediyorduk.  Plaza insanları şirkette görnür olmaya başladı. Eh kimin tecrübesi kimin albenisi vardı, patronlarında mutlaka bir bildiği. Bu muhafazakâr şirkette bu plaza insanları ile ramazanlar yaşamaya böyle başladık. Şirkettin kuruluşundan beri yani 90 yıllardan beri çalışanlar şirketteki, Ramazanlardaki bu değişimleri bünyelerine sindirmeleri epey zaman aldı.

Konuyu dağıtmış gibi olmak istemem ama o yıllarda bu şirketteki Ramazan tam evlere şenlikti. Kış Ramazanı olduğu için mesai erken bitiyordu. Erken dediysek 1 saat önce işten çıkılıyordu ama  iftara insanlar yine yolda, trafikte yakalanıyordu. O yıllarda metro ağı bu kadar çok ve yaygın olmadığı için genelde karayolu trafiği düğüm oluyordu. Bu erken çıkma uygulaması güya oruç tutanlar içindi ama daha Ramazanın 3.günü olmadan bir baktık ki plaza tipi çalışanlar erken çıkıyor biz oruçlular neredeyse teravihi şirkette kılacak şekilde iş yerinde oluyorduk. Uygulama oruç tutanlar öğle tatili yapmayacak veya yarım saat kullanacak, akşam erken çıkacak, tutmayanlar öğle tatilini tam kullanacak ve 18 e çıkacaklar şeklinde düzenlenir ve her yıl Ramazanın ilk günü insan kaynakları departmanı tarafından e-posta ile tüm şirkete açıklanırdı. Ama gelin görün ki bu uygulama hiç bu şekilde işlemedi. Plaza insanları sabah geldiler, kahvaltılarını yaptılar çaylarını kahvelerini içtiler, öğle yemeğine gittiler hatta her zamankinden daha geç döndüler ve akşamları da bir saat erken çıktılar. Ve muhafazakâr şirketin  muhafazakâr patronları yöneticileri bunlara hiç bir şey diyemedi. Artık neyi muhafaza ediyorlardıysa!!!

Hatta bir defasında bu şirket çalışanlarına iftar yemeğini, sevgilisi Yunanlı olan İnsan kaynakları Müdiresinin organizasyonuyla Suadiye’deki o dönemin en meşhur barlarının birinde verdi. Giden oldu, gitmeyen oldu ama sonuçta o muhafazakâr şirket bu öneriyi onayladı ve iftar orada yapıldı.

Şimdilerde plazalar çoğaldı dolayısıyla plaza insanlarının sayısı da arttı. Bu tür davranışların görünürlüğü de arttı. Ama bu insanlar 2000’li yıllarla da ortaya çıkmadı. Seksenlerde, doksanlarda da vardılar. Örneğin Ramazanın bahar aylarına geldiği zamanlarda üniversite kampüslerinde çimenlerde dersler çalışılırken yanımda, sağımda- solumda, önümde- arkamda, ders çalıştığım arkadaş grubunda oruçlu olan var mı demeden çaylar sigaralar içilirdi. Bu insanlar mezun olduktan sonra bu davranışlarını iş yerlerinde taşıdılar.

Ramazanlarda plaza toplantılarında çaylar, atıştırmalıklar masalardadır, yenilir içilir, toplantı yapılır. O toplantı masasında oruçluların varlığı bilinmesine rağmen yemeden geri kalmazlar. Hatta o çayları, kahveleri hazırlayanlar oruçtur ama doğru ya onların görevi oydu değil mi?  Toplantının sonunda oruç olduklarını bildikleri kişilere “ aay oruçluydunuz değil mi?” diye sorulur. Bu soru aslında kendilerine bir hatırlatmadır.

Bir Ramazan günü uluslararası ortağın veya müşterinin Batı ülkelerinden temsilcisi ile toplantı yapılması gerekir.  Plazamsı canlılar bir heyecanlı, bir telaşlıdır ki sormayın. Toplantı saatine taze kahve hazırlanır, atıştırmalıklar toplantı masasının üzerine serilir. Toplantıya başlamadan önce Batılı kişiye ne içeceği sorulur. O odadaki iki kişiyi işaret ederek:

– Onlar oruçlu değil mi? diye sorar. Evet cevabının ardından;

– Onlar oruçlu iken karşılarında bir şey yemek içmek doğru olmaz der Batılı partner.

Bu cümleyle beraber plazada Ramazan ayının ilk topu patlar, misafir bir şey yemez içmezken diğerleri de masanın üzerindekileri el uzatamazlar tabii ki ve toplantı odasındaki plaza insanlarının toplu boyunca sürecek tekne orucu başlar. Kahvelerde mis gibi kokuyordur şimdi, şu küçük pizzalar zeytinli mi? Hâlbuki şimdi bu partnerin Türk temsilcisi ile toplantı yapılsaydı böyle mi olurdu hiç?

 Bu insanların oruçlu karşısında yiyip içmeleri oruçluları rahatsız mı ediyor? Sanmam. Peki, ben bunları niye yazdım? Ramazanlarda iş yerlerinde böyle şeyler yaşanıyor, bir köşede bunlarda bilinsin dedim. İnternet karadeliğinde bu gerçeklerde yer alsın. Bir de bilinsin istedim ki, günde 60-70 iftar açtıklarını söyleyenler o cümleleri cahilliklerinden veya dil sürçmelerinden söylemiyorlar. Yıllardır sistemli bir şekilde Müslümanların ibadetlerini değersizleştirmek, yok saymak, hiçleştirmeye çalışıyorlar. Onun için Müslümanlar için bu kıymetli ayda zamanımızı sosyal medyada 60-70 iftarlı videoları paylaşarak harcamayalım. Oruçlarımızı layıkıyla tutalım, ibadetlerimizi bihakkın yapalım ki basiretimiz, ferasetimiz açılsın. Çünkü feraset ve basirete ve agâh olmaya her zamankinden çok ihtiyacımız var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir