Akdeniz Akşamlarında Ramazan Davulcusunun Manisi

Gömleğimin mavisi

Sahura kaldırır beni

Davulcunun manisi


Ezan saatleri ile oynanmadığı zamanlardı.  O yıllarda ramazanda imsak vakti sela verilir insanlara yemeyi içmeyi bırakın denirdi. Seladan 15 -20 dkika sonra ezan okunur ve sabah namazı vaktinin girdiği anlaşılırdı. Sela ve ezanda hoparlörden okunmaz müezzin saf duyulurdu minarlerden. Bir de oruç tutmayanlar ulu orta bir şeyler yiyemezdi. Eğer bir lokanta ramazan boyunca açık ise “turistlere satıyor, onun için açık” diye bahanelerin arkasına saklanırdı. İnsanlar birbirlerini iftarlara davet ederdi ama sofralar mütevazı sofralardı. Ramazan şimdilerdeki gibi yaza gelmişti. Klima nerede o günlerde? Bankalarda bile yoktu değil ki evlerde olsun.  İş yerlerinde ve evlerde olsa olsa bir vantilatör var o da çok çalıştımı insanı “çarpıyor”. İftarda soğuk karpuz varsa en şahane iftar sofrası o sofradır. Kısaca Ramazanların ramazan gibi yaşandığı son demlerdi.

SAHUR VAKTİ

İftarları suya kavuşmanın, kul olmanın aczliğinin hissedildiği,  bir yudum suyla halsizleşen bünyenin canlandığı o yaz ramazanlarının sahurları da farklı bir güzeldi.

– Çok su içme daha çok hararet olursun. (bilimsel mi, anne içgüdüsü mü?)

– Sahurda çorba iç, gündüz susamazsın. (Her annenin içinde o zamanlarda da bir Canan Karatay Hoca vardı demek ki)

Sahurları güzel yapan, çocuklar için beklenilir kılan davulcuydu. Davulcu dediysek gerçek ramazan davulcusundan bahsediyoruz. Şimdikiler davula değil insanın kafasına vuran tokmalarıyla  “kalkıın laaayn sahura” der gibi çalarken hakiki ramazan davulcuları  manilerle süslerlerdi davulun sesini.  Önce davulun sesi duyulur “dan dan dan daan” ardından davulcunun manisi gelirdi. Mani ne kadar güzel ise bahşiş o kadar iyi olurdu. Öyle manilerde tek düze değildi. Duruma göre anında söylenirdi.

Şehirleşmenin görünür olmaya başladığı, bahçelerde ağaçların yerine apartmanların filizlenmeye başladığı yıllarda bile ramazan davulcusu ramazanın şiarıydı, işaretiydi. Genelde davulcunun her ev, her apartman dairesi için ayrı manisi olurdu.

Gündüz iyi sıcak yapmıştı. Aylardan Temmuz mu Ağustos muydu? Ayın ne önemi var mevsim yazdı, yer Akdeniz’di, günler uzun, hava sıcaktı. Geceler de sıcaktı. Güneş batsın serinlesin pek olmaz Akdeniz’de. Hava çöktü mü sıcağı tüm hücrelerinde hissedersin. Ama bu sıcak bir tek çocukları etkilemiyordu galiba. Oruç tutanı tutmayanı sahurda ayakta, gündüz vakti koşturmacada, akşam teravihte cami avlusunda aynı hareketlilikte hayatlarına devam ederlerdi.

O sokağa apartmanların dizilmesine daha otuz yıl vardı. Gerçi dar sokağın ortasında 3 katlı iki daireli bir apartman var ama şimdiki binaların yanınd müstakil ev sayılır. Zaten aile apartmanı.

Sokaktaki her ev birbirini bilir, tanırdı. Bilmek tanımak şimdiki gibi değildi. O yıllarda komşusunu tanımak, bilmek sokakta görüp selamlaşmak, işe gitmek için servis beklerken göz aşinalığı olan bir durum değildi. Komşunun derdini, sevincini bilmek, derdine derman olmak, sevincine ortak olmaktı. Yalnız komşular değil postacı, elektrik ve su sayaçlarını tek tek evleri dolaşarak okuyan memurda tanırdı. Ramazan davulcusunun bilmemesi mümkün mü?!

Davulun sesi sokağın başından duyuldu. Şimdi davulcu manisini patlatır.

 Besmeleyle çıktım yola

 Selam verdim sağa sola

 A benim titiz beyim

 Ramazanın mübarek ola.

dan dan dann…

Manilerde mutlaka önünde bulunduğu evin veya ev sakinlerinin bir özelliği geçerdi. Mesela sokağın başındaki ilk ev beyaz badanalı duvarlarıyla bilinirdi. Çünkü o evde oturan kişi badana boya ustasıydı ve evinin duvarında beyaz dışındahiç bir renge tahammülü yoktu. Yıllar anarşinin azdığı yıllar. Militanlar gelecek ve bir evin dışına slognalar yazacaktı, sakin mahalle halkı onları silebilecekti. Mümkün değildi! Çünkü slogan silindiği an o ev militanlarca mimlenir ve ev ahalisi korku yaşardı. Tehditler, evin yetişkin oğlu varsa önünü kesip dövmeler vaka-i adliyedendi.  Ama titiz beyimize bunlar sökmezdi. Zaten bu sokağa öyle pek militan girip duvarlara slogan yazdığına pek şahit olunmadı.  Daha ilk evi geçemediklerinden mi yoksa sokağın sonna doğru daha huysuz insanların oturduğundan mı nedir, pek uğramadı anarşikler çok şükür. Bir keresinde sokağın ortasına kadar gelip elektrik direğine parti adı yazmışlardı. Direğinin karşısındaki evde oturan Tahsin Amca- Allah rahmet eylesin- gençlere o kadar kızmıştı ki böyle bir tepki beklemeyen militanlar şaşırıp kalmıştı. O öyle biriydi ona ters gelen bir şeye hemen itiraz ederdi. Sokaktaki diğer evler “uğraşma!”  “yapma başına iş alırsın” falan diye uyardı mı yoksa onlarda Tahsin Amca’yı destekledi mi hatırlamıyorum. Ama hatırladığım slogancı gençler sokağı terk edip gittiler sonrasında bir olay olmadı.

Tekrar o sahur vakti sokağın başındaki eve dönelim. O evin sahbi titiz ağabeyde öyleydi. Bir kaç kere onun evinin beyaz duvarına kırmızı boya ile slogan yazmışlar, bir keresinde de örgütlerinin adını yazmışlardı. Yani onlar öyle sanmıştı.  Daha onlar fırçalarını boya kutularına daldırmadan evin sahbi elinde kocaman içi beyaz badana boyası dolu teneke elinde fırçası tek tek harflerin üzerinden geçti. Sokağın girişinde ellerinde boyaları ve fıcalarıyla 3-5 genç, ilk evin duvarının önünde elinde kocaman boya fırcası yerdeki koca tenekeye batırıp sonra duvarını boyayan titiz ağabey bir taraftan da yan gözle de gençleri süzüyordu. Gençler onu süzmüyor dik dik ona bakıyordu. Ama hiç istifini bozmadan duvarını eski beyazlığına kavuşturdu.

Deli deliyi görünce elindeki bırakır mı desek, yoksa militanların eylemleri güçsüze mi işliyor bilinmez ne Tahsin Amca ve ailesine ne de Titiz Ağabeye bir şey olmadı. Tüm sokak rutin hayatlarına devam etti.

Davulcu sokakta yürümeye devam ediyor.

Davulcunuz kapıya geldi

Cümlenize selam verdi.

 Darılmayın iki gözüm

 Bahşişin almaya geldi.

İşte bahşiş vermeyen, davulcuyu bekleten bir ev.

Her eve, her ev sakinine uygun mani söyleyerek sokağı dolaşırdı. Davulcunun manileriyle komşuların farkına varılmayan özellikleri de ortaya çıkardı. Az bahşiş vereni, bahşişi bol vereni ki bunlar “cömert beyim, cömert küçük hanım” olurdu, sahura kalkamayanı hepsi bilinirdi .

Davulun içi pekmez

Çalarım fakat ötmez.

Konağın sahibi ağabeyim

Bahşiş vermezseniz

 Davulcu buradan gitmez.

Aslında sokakta konak gibi bir ev yoktu. Biraz daha büyük olan karanlıkta konak gibi mi görünüyordu acaba?

Bu aya sultan ay derler

Karpuz ile kavundan yerler

Ezelden adet kılınmış

Davulcuya bahşiş verirler.

Dedik ya mevsim yaz, yer Akdeniz, evler dar sokakta karşılıklı bahçe içindeler.  Sahuru bahçede, evin dışına ilave edilmiş balkonda yaparsan yediğin kavun karpuz davulcuya mani olur.

Sıradaki mani küçük beyim ile küçük hanıma geliyor. Karşılıklı evlerde oturan 11-12 yaşlarında biri kız biri erkek iki çocuk.  Has çocukluk arkadaşları. İşte burada araya Buket Uzuner’ in has çocukluk arkadaşlarını anlatan satırları giriyor. “ Eski yazları kahkahalarla hatırlamak has çocukluk arkadaşlarına mahsustur.” demişti bir hikâyesinde.  Bu sahur vakti de onların gülümseten anlarından biri.  

Davulcuya bahşiş vermek için biri bahçe kapısına diğeri pencereye çıkmış iki çocuk nasıl olduysa ağız dalaşına tutuldular.

-Yaa kızım okumadım yazdıklarını. Valla bak.

– Ramazandayız hem de sahur vakti yalan yere yemin etme.

– Sana yalan borcum mu var okumadım. Hem içinde gizli şeyler yazıyorsa neden ortaya bıraktın?

– Ben ortaya bırakmadım bir kere, annem çağrınca hemen gittiğim için bahçede kaldı. Senin de hemen bakman mı gerekiyordu?

– Bakmadım bi kere, rüzgâr sayfalarını uçuşturunca üzerine bir şey koymak için yanına gittiğimde gördün beni.

– Rüzgâr mı? Bak işte buradan belli işte yalan söylediğin. Herkes sıcaktan bunalmış rüzgâr çıksın diye dua ediyordu bugün.

Davulcu manilerini söyleyerek yaklaşmaktadır. Konuşmalara da şahit olmuştur.

Manisi gelir

Bu aya hürmet gerek

Nimete şükür gerek

Mübârek Ramazan’da

Kavga, küslük olmasa gerek.

Dan dann daan

Gökyüzünün melekleri

Devran eder felekleri

Bu ayda barışanların

Zayi olmaz emekleri

Çocuklar arasındaki kavgaya noktayı koyar davulcu

Eski cami direk ister

Söylemeye yürek ister

Haydi küçük beyim benim karnım tok ama

Küçük hanım özür ister.

-Arkadaş ya,  kabahatim yokken özür dileyene ben olacağım. Vay anasını

-Bak davulcu bile beni haklı buldu

Hava sıcak terlerim

Birçok mâni söylerim

Haydi küçük efendiler.

Gezecek çok yerlerim var benim

Çocuklar son maniyle davulcuya bahşişlerini verip küs mü dargın mı oldukları sabah belli olacaktır evlerine girerler.  Davulcu sokağın sonuna doğru manilerini söyleyip davulunu çalarak devam eder. Penceresi menekşeli evde,  hocanın evinde  manileriyle insanlara kendilerini anlatarak o geceki mesaisini tamamlar.

SON SÖZ

Bu yazı kıyıda köşede kalmış bu blogda “ nerde eski ramazanlar?!” yazısı değildir. Bir derdini dökme, halini sunma, devlet büyüklerine arzuhaldir.  Çok katlı binaların arasında, kimsenin kimseyi pek bilmediği sokaklarda, davulcuların mahalle sakinlerini tanımadığı yerlerde gelenek sürdüreceğiz diye davulculara da, bizlere de yazık etmeyin.  Zamanın değişimine ayak uyduramayıp kaybolmuş bir sürü gelenek var. Nasıl onlar ağır başlı, vakur bir halde hayatımızdan çıkıp tarihe mal olmuşlarsa bırakın ramazan davulcusu da manilerini söyleyerek tarihteki yerine doğru ilerlersin.  Şimdiki çocukların ramazan davulcularıyla ilgili hatıraları olmayacak. Hele manilerden haberleri bile yok.  Gelenekler çocukların hafızlarında güzel bir yer alıyorsa nesilden nesile aktarılır. Çocukların hafızalarında güzel bir anı olarak yer alamayan bu gece yarısı çalan ritimsizliği  gelenek diye diretmek günümüzün davulcusunun yaptığı gürültüden farklı bir şey değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir